Sabah uyanarak uzun zaman sonra güzel bir kahvaltı yaptım. Öğretmen evinden ayrılarak hemen karşıdaki fırından Nemrut dağında yemek üzere ekmek almaya gittim. Çantamda da domates ve armut vardı, bu kadarı bir gece için yeterliydi de zaten. Fırına girince lahmacun da yaptıklarını gördüm, bir ekmek ve bir lahmacun sardırdım. Sonra da hemen olduğum yerde otostopa başladım. Çok geçmeden bir araç durdu ve ilk ziyaret noktama ulaştım.

Nemrut Dağı Gezi Planı:

Öncelikle Nemrut Dağı Milli Parkı içerisindeki alanda gitmeniz gereken yerleri sırasıyla özetleyip sonra yazıma geri döneceğim. Nemrut dağına giden iki yol var, birisi Karadut üzerinden diğeri de Sincik yolu üzerinden. Gitmeniz gereken doğrultu Sincik, çünkü diğer yoldan ziyaret noktalarını görmeden doğrudan dağa çıkarsınız, çıkış daha kısadır. Diğer yerleri görmek istemezseniz Karadut üzerinden gidebilirsiniz. Sincik sapağından girdikten kısa süre sonra sizi ilk olarak Karakuş Tümülüsü karşılayacak, ilerleyince sırasıyla Cendere Köprüsü, Kahta kalesi, Arsemia ve Nemrut dağı. Bu noktaların hepsini aşağıda detaylıca anlatacağım, yazı bittiğinde ben tekrar gezmiş kadar olacağım siz de görmüş kadar. 🙂

Yukarıda sıralamayı yazmış olsam da benim ilk ziyaret noktam Cendere Köprüsü’ydü. Çünkü Karakuş Tümülüsü zaten ana yola çok yakındı ve orayı gezimin sonunda kolayca ziyaret edebilirdim, Cendere Köprüsüne kadar giden araç bulmuşken değerlendirmek istedim.

Cendere Köprüsü:

Cendere Köprüsü

Cendere köprüsü M.S. 200’lü yıllarda Roma imparatorluğu tarafından hiç harç ya da yapıştırıcı madde kullanılmadan yapılmış. 120 metre uzunluk ve 7 metre genişliğe sahip bu köprü Kahta ve Sincik ilçelerini birbirine bağlıyor. Eğer tura sabah başlamışsanız ya da açsanız Karakuş’tan ayrıldıktan sonra buraya gelip dere kenarında, köprünün altında durarak piknik yapabilirsiniz. Alan oldukça müsait ve sürekli bir piknik aktivitesi mevcut. Uzaktan görünümü ve arkasında kalan vadi son derece ilgi çekici duruyor. Burada vakit geçirmesi keyifli, gelince hiç acele etmedim. Burada tanıdığım, geziye gelmiş üniversiteli arkadaşlarla da sohbet ederek güzel vakit geçirdim ve Arsemia’ya gitmek üzere yola çıktım.

Duran araç, minibüs olarak da kullanılabilen fakat arkası boş olan ticari bir araçtı ve buraya bildiğimiz dozer kepçesi koymuşlardı. Kepçenin üzerine oturarak Arsemia’ya doğru yola çıktım. Arsemia’ya gelmeden hemen önce Yeni Kale var fakat benim ziyaretim esnasında tadilatta olduğu için ziyaretçiye kapalı, siz gittiğinizde bir kontrol edin. Bindiğim araç Arsemia’nın hemen önünde indirdi. Aşağıdan gelirken çok güzel duruyordu, yakından görmek için heyecanlanıyordum. Ama yukarıdan aşağı gelen, Cendere köprüsünde tanıştığım arkadaşlar boşa geldik, bir şey yok diye söylenince biraz endişelendim.

Arsemia:

Yukarı doğru yürüyerek eski zamanlarda ambar olarak kullanılan, yoldan gelirken koca bir mağara gibi gözüken yapıya göz gezdirdim. Yapılacak hiçbir şey yok zaten, şöyle bir bakıp “Hııı” dedikten sonra yola devam etmeniz lazım. Patika yoldan biraz daha yukarı çıkınca bu defa güzel bir mağara çıktı karşıma.

Mağaranın üst duvarına uzun uzun yazılmış yazılar vardı ve bir de kabartma. Kabartmada I.Antiochus ve Herkül el sıkışırken gözüküyor. Fazlaca egoist olan ve kendini üsten gören I. Antiochus kendini kat kat pelerinlerle resmettirirken herkülü çıplak betimletmiş, aynı zamanda da el sıkışırken kendi elini üste koydurarak “Ben senden üstünüm.” mesajı vermiş. Neyse ona diyecek bir şey yok, mağara benim ilgimi celbediyor, ona doğru yöneliyorum. Çantalarla inme girişimim 5. metrede engele takılıyor, çanta duvarlara sürttüğü için inmek mümkün değil. Büyük çantamı olduğum yerde bırakıp elektronik çantamla ilerliyorum. Bu sefer de 30. metrede zemini tutmayan spor ayakkabıma güvenemiyorum, ileride ne olduğunu da bilmiyorum. Yukarı çıkıp hazırlanarak geri gelmeye karar veriyorum.

158 Metrelik Mağara:

Yukarı çıkıp önce botlarımı giydim, kafa lambamı da takarak çantalarımı mağara girişinde bırakıp içeri doğru yürümeye başladım, ilk metreler epey aydınlık, ilerledikçe kararmaya başlıyor. Belli bir noktadan sonra yukarı bakıyorum karanlık aşağı bakıyorum zifiri karanlık, nereye gittiğimi bilmiyorum ama sonuna kadar gideceğime söz verdim. İniş pek zorlu değil, tutunacak çok yer var, iki el de boşsa tutunarak kolayca aşağı kadar gidilebilir. Ama mağaranın duvarlarında böcekler olduğunu belirtmem gerekiyor. 70 metreye geldiğimde artık çömelmem gerekiyor, toprak yığılmış ve ayakta yürümek mümkün değil. Zaten 75. metreye geldiğimde de gidişin tamamen sona erdiğini görüyorum. Toplam uzunluğu 158 metre olan bu tünelin ancak bu kadarına gidilebiliyor. Sonuna vardıktan sonra da ellerim ve üstüm leş gibi bir şekilde yukarıya çıktım.

Patikadan devam edince az daha yukarıda yalnızca kalıntıları gözüken bir yapı daha varmış onu da görmek için yukarı yürümeye devam ediyorum. İnsanların çıkarken soluk soluğa kaldığı yolda beni çantayla çıkarken görenlerin kendi içinde fısıldadığını duyuyorum, kendi aralarında benim adıma üzüntülerini dile getiriyorlar.

Yukarıda taştan hariç bir şey yok ama harika bir manzara var, 360 derecelik büyüleyici bir manzara. Hem manzaranın tadını çıkartıp hem de dinlendim ve tekrar aşağı inerek el kaldırmaya başladım. Artık gidilecek tek yer Nemrut ve zaman planı yapmamış olsam da çok güzel bir saat, güneşin batışını izlemek için en ideal vakitte gideceğim.

Arsemia üzerinden Adıyaman’a muhteşem bakış

Nemrut Dağı’na Çıkış

İki araç değişikliğinden sonra Nemrut Dağı girişine geldim. Burada yolu kapatmışlar ve ister turla isterseniz kendi aracınızla gidin bundan sonra devam edemiyorsunuz. Zorunlu olarak shuttle araçlarına binmeniz ve gidiş-dönüş için toplam 5 tl vermeniz gerekiyor 🙂

Ancak bu kadarla bitmiyor. Shuttle ile birkaç dakikalık yolculuk sonrası inerek en zorlu etaba başlıyorsunuz, tepeye kadar 500 metrelik bir yürüyüş. Bu yürüyüşü tamamen yaya yolundan yapıyorsunuz, terlikle bile gidebilirsiniz fakat ben tavsiye etmiyorum ve üşüyeceğinizi garanti ediyorum. İsterseniz Haziran ayında gidin. Tepeye çıkmak için iki yol var; doğu ve batı. Doğu’dan kesinlikle gitmeyin, her ikisini de iniş ve çıkışta denedim batı daha rahat. Zaten yukarı çıktıktan sonra dağın her yerini dolaşabiliyorsunuz nereden çıktığınızın önemi yok, boşuna kendinizi yormayın.

Dağın tepe noktasına ulaşarak bir banka oturdum ve üzerime önce polar sonra mont giydim, altımdaki şortun üzerine de pantolon giyerek ısımı muhafaza etmeye çalıştım. Burası kel ve yüksek bir tepe olduğu için ciddi bir esinti var. Rüzgarın bazen içinizden geçtiğini düşünüyorsunuz, hiç hafife almadan yolculuğa başlarken yanınıza alabildiğiniz kadar kalın giysiler alın.

Nemrut Dağı Gün Batımı

Nemrut Dağı Kamp:

Güneş battıktan sonra insanlar shuttle araçlarına binerek inişe başladılar ben de çadırımı kurmaya. Orada görevlilerin kaldığı bir kulübe bulunuyor, birer hafta aralıkla Bekir ve Bilal abi orada kalıyorlar. Onların kulübesinin yanına çadırımı kurdum, çok ihtiyacım olan sıcak bir çayı da Bekir abi ikram edince hayır demeyip içerek çadırımın içine geçtim. Çadırın tüm kazıklarını çaktım, ancak kazıkları çakmak zor oldu çünkü sürekli taşa denk geldim. Burada rüzgar hiç durmuyor ve bazen çok şiddetli esiyor. Çadır içi düzenimi sağladıktan sonra alarmımı saat 4,30’a kurarak tulumun içinde uyumaya başladım. Buraya gelmekteki amaçlarımdan birisi de soğuk koşullarda çadırı ve tulumu denemekti. Her ikisi de gece boyunca beni rahat ettirdi. 3,50 civarı çadırın tentesinden güçlü rüzgar sebebiyle çok ses gelince uyandım ve tekrar uyuyamadım. Çadırda takılarak aheste aheste toparlandım. Çantamı kulübenin yanında bırakıp yukarı çıktım ve güneşin doğuşunu izlemek için pozisyonumu aldım.

Nemrut Gezisi Sırasında Kıyafetlere Dikkat:

Of ne çok esiyordu, nasıl üşütüyordu o rüzgar. Artık doğsa, izlesem de gitsem diye iç geçiriyordum adeta ama güneş belirmeye başlayınca her şey değişti 🙂

Nemrut Dağı Gün Doğumu

Çok güzel gözüküyordu doğarken, zaten birkaç dakika içinde de hızlıca doğdu ve top halini aldı. İşin ilginç yanı top halini alınca insanlar alkışlamaya başladı. Sanırım onlar da üşümüştü ve kutluyordu. Güneş doğunca heykelleri incelemeye koyuldum. Doğu kısmı ışık aldığı için heykeller oldukça güzel gözüküyordu.

Nemrut Dağı İkonik Tarihi Heykelleri (Doğu Terası)

Curcuna içerisinde heykelleri inceleyip birkaç görüntü kaydettikten sonra batı yönünde ilerleyip oradaki heykelleri de inceledim ve aşağı iniş yolunu tuttum. Çantamı aldım, shuttle ile aşağı inip araçların olduğu noktaya gelince otostop çekmeye başladım. İşimin zor olacağını biliyordum, oldu da.

Güneş doğuşu izlemeye gelmiş bir aile beni alarak Karadut yolu yönünde kendi kaldıkları pansiyonun önüne kadar götürdüler. Biraz dinlenip checkout saatinde de çıkacaklardı. Ben de bıraktıkları yerde durup beklemeye başladım ama ne gelen var ne giden. Sabahın erken saati, çok da normal. Artık sırtımı çantaya yasladım ve yere oturdum. Kırk dakika geçince üşümüş ve uykusuz kalmış bünyeme güneş çok tatlı geldi, asfaltta kafamı çantaya, şapkamı yüzüme koyarak yarım saat kadar uyudum. Toplamda 1 saat 40 dakika olmuştu ve geçen 5-6 araç almamıştı. Bekleyişimin 2 saat 40. dakikasında beni oraya getiren abi yola çıktı, artık checkout saatleri gelmişti beraber arabaya doluştuk ana yola kadar yine onlar götürdü. Ben yine Sincik sapağında indim. Bir araçla Karakuş Tümülüsünü de ziyaret ettim.

Karakuş Tümülüsü:

Komagene Kraliçelerinin Mezar Tümülüsü

Burası 4 Komagene kraliçesinin mezarı, kraliyet mezarlığı olduğundan haliyle biraz gösterişli. Çevresinde toplam 5 sütun olan mezarlıkta, sütunların üzerinde kartal, aslan gibi önemli mesajlar içeren semboller var. Ancak günümüzde 4 sütun kalmış ve birisinin üzerindeki heykel de yok. Tümülüsün etrafında turumu tamamlayacakken uzaktan davul zurna sesi gelmeye başladı, yaklaşınca gördüm ki gelin damat ve düğün ekibi gelmiş halay çekiyorlar. Hiç anlam veremedim, acaba oranın mezar olduğunu bilmiyorlar mıydı? Yarım saat kadar halaylar çekip sonra da oradan ayrıldılar. Ben de çay molası vermiştim, bitince tekrar Cendere Köprüsüne gidip arkasındaki vadide kalan mağara tipi bir yapının altına çadır kurarak Adıyamandaki son gecemi burada geçirdim.

Adıyaman’ın beni gerçekten çok şaşırttığını ve doğasının çok güzel olduğunu, bindiğim araçta Adıyaman’a girdiğim andan itibaren etrafı ağzım açık izlediğimi söylemem lazım. O dağlar ovalar, Atatürk barajnın uzantıları… Her şey muhteşem. Gerek Nemrut’un tepesinde gerekse giderken yol üzerinde karşılaştığım manzaralar benim çok hoşuma gitti. Kıvrıla kıvrıla giden yollar ve akan dereler. Her şeyini ayrı sevdim, giden herkesin de büyük oranda seveceğine eminim. Eğer gitmekle gitmemek arasında bir ayrımda kalmışsanız mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.

Gündüz olduğunda artık Mardin’e gitmek amacıyla yola çıkacaktım. Mardin’de ve hatta yolda beni nelerin beklediğini bile bilmiyorum, öğrenmek için sabırsızlanıyorum.

Adıyaman gezimle ilgili benim şahsi olarak çok hoşuma giden bir vlog hazırladığımı da dipnot olarak düşeyim. Kasım ayının başında yayınlayacağım videolardan birisi de Nemrut olacak.

Adıyaman – Nemrut gezi videomu da aşağıdan izleyebilirsiniz:


Yorum Bırak

Lütfen Yorumunuzu Girin
Adınızı Buraya Girin